Çocuklarda Duygusal Gelişim Konusunu Açıklayan Teoriler

13 Ekim, 2020
Bugünkü yazımızda, çocuklardaki duygusal gelişimi açıklayan teorilerden öne çıkanları konuşacağız.

İnsanların evrimi ve gelişimiyle ilgili araştırmalar yapan ve açıklamalar bulmaya çalışan birçok yazar ve araştırmacı oldu. Bugünkü yazımızda size, bu insanların çocuklarda duygusal gelişim süreciyle ilgili ortaya attığı teorilerden en çok göze çarpanları anlatacağız.

Çocuklarda duygusal gelişim konusunu açıklayan teoriler

Çocuklar doğduğunda bir dizi davranış şekilleriyle beraber dünyaya gelir: emmek, gülümsemek, ağlamak… Bu davranışların amacı annelerinden veya etrafında onun bakıcılığını üstlenen herkesten istediği tepkiyi almaktır. Yani, ancak bu davranışlar yardımıyla etrafındakilerle duygusal bağ kurabilirler. Bunlar bebeğin içinden doğuştan gelen, sergilediği ilk duygusal davranışlardır.

Çocukların ilk yıllarında yaşadığı değişimleri gözlemleyip analiz ederek bazı sonuçlar çıkarmaya çalışan çeşitli araştırmalar yapıldı. Böylelikle doğumdan itibaren duygusal bağlar kurmanın önemi de anlaşılmış oldu. İlk yıllarda kurulan bağlar ve bu bağların niteliği, çocuğun duygusal gelişimini ve evrimini belirleyen bir faktördü.

Biz de bu araştırmaları çocuklarda duygusal gelişim konusunu açıklayan teoriler olarak bir araya getirdik. Aşağıda, bunlar arasında en çok ses getirenlerden birkaçını konuşacağız.

John Bowlby’nin bağlanma teorisi

Londralı bir psikiyatrist ve psikanalist olan Bowlby bağlanma teorisini geliştirdi. Yaptığı araştırmalar sonucunda; anne ya da çocuğun bakımını üstlenen figür ile güvenli bir duygusal bağ kurmanın, insanın temel ihtiyacı olarak ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

Yani bu, çocuğun güven ya da anksiyete ile olan deneyiminin duygusal bağ kurduğu yetişkinden aldığı karşılığa göre belirlendiği fikrine dayanan bir teoriydi. Bu duygusal bağ çocuğun gelişimi devam ettiği sürece evrilmeye devam eder.

çocuklarda duygusal gelişim: anne ile çocuk arasındaki bağ

Bowlby’e göre çocuklarda duygusal gelişim evreleri

  • Ön-bağlanma bağlılık evresi (0 ile 6 haftalık)

Bu evrede bebekler uyarıcılara, doğuştan gelen bir refleksle (gülümseme, ağlama, bakma vs.) yanıt verir. Bu refleksler çocuğun anne figürünün ilgisini çekmeye yönelik yaptığı girişimlerdir. Henüz doğru düzgün bir bağ kuramamış olsa dahi, başka birinin sesinden çok annesinin sesine doğru bir yönelim gösterir.

  • Bağ oluşturma evresi (6 haftalıktan 6 aylığa kadar)

Bebeklerin davranış ve tepkileri daha çok anneye yöneliktir. Annelerine güler, ağlar ya da onu gözüyle takip ederler. Fakat, annelerini göremedikleri zaman henüz bir ayrılma tedirginliğini yaşamazlar. Yine de insan temasını kaybettiklerinde üzülürler.

  • Net bağların kurulma evresi (6 aylıktan 1 yaşına kadar)

Anne ile çocuk arasındaki duygusal bağ iyice netleşmeye başlar. Bu evrede bebekler annelerinden ayrılınca anksiyete ve öfke davranışları sergiler. 8 aylık olduklarında çevrelerindeki diğer bireyleri reddetmeye başlarlar.

Aynı şekilde sadece annelerinin varlığında sakinleşirler. Bu yüzden, bu evrede annelerinden gelecek ilgiyi almaya ve annenin yanından ayrılmamasına uğraşırlar.

  • Karşılıklı ilişkinin oluşma evresi (24 aylıktan sonraki dönem)

Son evrede ise dil ve zihinsel betimleme becerisi gelişmeye başlar. Bununla birlikte, çocuk annenin yokluğunda onun ne zaman döneceğini de tahmin etmeye başlar. Böylece ayrılık anksiyetesi azalır ve annesinin geleceğini bilir. 

Bu evreler tamamlandıktan sonra çocuklar yeterince sağlam bir bağ kurmuş olur. Bu şekilde sürekli anneyi aramayı bırakırlar çünkü ihtiyacı olduğunda annenin geleceğini bilirler.

Jean Piaget’e göre duygusal evrim

Çoğu kişi Jean Piaget’i bilişsel gelişim üzerine yaptığı araştırmalarla bilir. Bu yüzden, Piaget’e göre duygusal gelişim bilişsel gelişimle paralel gider. Bu iki tür gelişim paralel olduğu gibi birbirinden ayrı düşünülemez ve çocuğun hayatında eşit derecede önem taşır.

Her iki gelişim de çevreye adapte olma amacına hizmet eder. Hatta ikisi de benmerkezcilik ve sosyalleşmeden gelir. 

Piaget’e göre duygusal gelişimin evreleri

  • Duyu-motor evresi (0-2 yaş)

Duygular ile zeka çocuğun keşfetme, manipüle etme ve deneyimleme arzusuyla ortaya çıkar. Çocuklar sevdikleri şeyleri arama ve hoşlarına gitmeyen şeyleri reddetme eğilimi gösterir. Böylece ilk defa çevresiyle ilişki kurmaya ve çevresine ilgi gösterme başlamıştır.

annesinin parmağını tutan bebek

  • İşlemsel öncesi evre (2-6 yaş)

Bu evrede ise çocuklar betimleme yani sembolik şekilde düşünme becerisini geliştirir. Bu düşünme biçimi sezgiseldir, yani duygu ve hislere dayanır. Bu noktada çocuklar başkalarının bakış açısını kabul etmez (benmerkezcilik).

Dil edinimi ve dil becerisinin gelişmesi çocukların duygularını ifade etmesini mümkün kılar. Böylece çocuğun ilk defa insanlara karşı sempati ya da antipati duyma hisleri ortaya çıkar.

  • Somut işlemsel evre (6-12 yaş)

Bu, mantıksal düşünme sürecinin geliştiği dönemdir fakat çocuklar bunu sadece somut şeyler üzerinden yapabilir. Ayrıca bu evrede başka bakış açılarını da değerlendirebilirler. Hatta ihtiyaçları ile bu ihtiyaçlarının ardında yatan amacı ayırt edebilmeye; istekleri ve görevleri arasındaki ayrımı yapabilmeye başlarlar. Sosyal ilişkilerin önemi artar ve çocuk yavaş yavaş kendi kişiliğini oluşturur.

  • Soyut işlemsel evre (12 yaş ve sonrası)

Son olarak bu evre ise çocukların bilişsel gelişiminde en yüksek düzeye ulaştığı evredir. Duygusal hayatları, kişiliklerini ele almalarıyla ve yetişkinlerin ortamına girmeleriyle onaylanmıştır. Ergenlik çağındakiler kendi sosyal doğalarının ve başkalarından ilgi ve sevgi görme ihtiyaçlarının farkına varırlar.

Henri Wallon

Doktor, psikolog ve pedagog Henri Wallon hayatını çocuk psikolojisini anlamaya adayan biriydi. Wallon, çocukların doğduktan itibaren sosyal varlıklar olduğunu vurgulamıştı. Böylece gelişimlerini anlamanın en iyi yolunun da başkalarıyla olan etkileşimine bakmak olduğunu düşünüyordu.

Wallon’a göre duygusal gelişimin evreleri

  • Dürtüsel motor evresi (0-6 aylık)

Bebekler, temel ihtiyaçlarını karşılamak ve böylece etkili bir simbiyoz kurmak için duygularını dışavururlar. Bu ihtiyaçlarını karşılama amacıyla bakıcılığını üstlenen figürle duygusal bir iletişim kurarlar.

  • Duygusal evre (6-12 ay)

Burası beynin olgunlaşmaya başladığı süreçtir ve bu sayede bebekler biyolojik bir canlı olmaktan sosyal bir canlı olmaya geçiş yapar. Çocuk bakıcılığını üstlenen kişinin varlığını hissetmek ister ve bu da kendi başına bir ihtiyaç belirtir.

  • Duyu-motor evresi (1-3 yaş)

Çocuklar başka insanlarla ve çevreleriyle olan ilişkilerinin yanı sıra, çevrelerindeki objelerle de bir ilişki hatta bağlılık geliştirirler.

bebeğiyle oynayan anne

  • Kişilik evresi (3-6 yaş)

Bu, kişinin karakterini yani kişiliğini yapılandırma ve sağlamlaştırma süreci için çok önemli bir dönemdir. Bu evrede yetişkinlerden ilgi ve sevgi görmeye dair büyük bir ihtiyaç vardır.

  • Kategorik evre (6-11 yaş)

İlgi merkezi yetişkinden ayrılıp dış dünyaya doğru kayar. Dış dünyayı keşfetmek ve fethetmek çocuğun yeni ilgi alanı haline gelir.

  • Ergenlik evresi (12 yaş ve sonrası)

Bu evre çocukların bildikleri ile bilmek istedikleri arasındaki tezatlığı temsil eder. Çelişkiler, karışık duygular ve duygusal anlamda dengesizlikler baş gösterir.

Sigmund Freud

Freud’a göre erken çocukluk çağlarında yaşadığımız deneyimler yetişkinlikteki kişiliğimizi belirler. Freud sosyal etkili olan gelişimin üç nokta haline indirgenebileceğini vurgular: anne ile çocuk arasındaki duygusal bağ, psikoseksüel gelişim ve sosyal ahlaki gelişim.

Freud’a göre, anne ile çocuk arasında oluşan ilişkinin ilk zamanları çocuğun daha sonraki sosyal gelişiminde belirleyici bir faktördür. Yani, psikanalizin babası bireylerin duygusal gelişimine dair üç temel yargıya varıyor.

  • Duygusal bağ belirli bir rota izler. Bir diğer deyişle, çocuğun bakıcı figürüne adapte olmasıyla başlayıp ailenin geri kalanına uzanan bir süreçtir.
  • Çocuk ile anne figürü arasındaki ilişkinin niteliği çocuğun sonraki gelişimini de etkiler.
  • Anne-çocuk ilişkisindeki bu bağ, çocuğun kalıcı kişilik özelliklerini oluşturur.

Çocuklarda duygusal gelişim konusunu açıklayan teorilerden çıkaracağımız sonuçlar

Duygusal gelişimi açıklayan teoriler arasından en çok yankı uyandıran John Bowlby’nin bağlanma teorisi olmuştu. Bugün artık çocuk ile anne arasındaki duygusal bağın çocuğun sağlıklı sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimi açısından ne kadar önem taşıdığını daha iyi kavramış bulunmaktayız.