Doğum Sonrasındaki Hassas Zaman

03 Eylül, 2018

Hamileliğin dördüncü süresi de denilen doğumdan sonraki üç aylık süre, diğer zamanlara göre bir annenin en hassas ve kırılgan olduğu dönemdir. Bu süreç boyunca, bebek her geçen gün daha bağımsız olduğu halde, anne ve bebek hala beraber bir fiziksel birim oluştururlar.

Bunun doğal bir sonucu olarak da annenin hayatı, karşılık beklemeden, ihtiyacı olan günlük rutine sahip olamadan yaşayacağı bir hale gelir.

Bu an, dehşet, endişe, keyif ve bağlanma gibi birbirinden çok farklı birçok duyguyu aynı anda barındırdığı için, eninde sonunda bunaltıcı bir hal alabilir.

Peki bu durum neden gerçekleşir? Çünkü doğum sonrasındaki ilk üç ay, çok büyük fiziksel, duygusal ve psikolojik değişiklikleri meydana getiren bir zaman dilimidir.

Haydi aşağıda, meydana gelebilecek problem ya da rahatsızlıklara bir göz atalım:

Vücudun kendini tekrar düzenlemesi

Örneğin, yeni anne olmuş bir kadının vücudu çok terleyebilir ve sıcak basabilir ki bu, genel olarak çok bilinmediği halde, son derece normal bir durumdur.

Aynı şekilde, rahim, önceden plasentanın bulunduğu alanı iyileştirmeye çalıştığı için “yeni” annenin dört ila altı hafta sürecek kanamaları olabilir. Bu, bazı kadınların başa çıkmakta zorlanabileceği, çok rahatsız edici bir durumdur.

karnı ağrıyan kadın

Doğum sonrası cinsellik

Birçok yeni doğum yapmış kadının, özellikle epizyotomiye maruz kalanların ortak bir sorunu da cinsel birleşme sırasında hissedilen acıdır. (Epizyotomi, doğum esnasında vajina ile anüs arasının kesilerek doğumun kolaylaştırılması işlemidir)

Bununla beraber, doğum esnasında epizyotomi yapılıp yapılmamasından ayrı olarak, emzirme sırasında vücutta meydana gelen hormonal değişiklikler ile uykusuz geçirilen gecelerin biriken yorgunluğu bazen vajinal kurumaya neden olabilir.

Cinsel esrime anındaki bir kişi için sizin cinselliği istememenizi ya da zevk alamamanızı anlamak zor olabilir. Dolayısıyla, gerçekte öyle olmadığı halde, annelik ve cinselliğin, aynı bünyede beraber barınamayacağı izlenimine kapılabilirsiniz.

Öncelik sırasını çoğu zaman belirleyemediğimiz her iki aktivitede de fedakarlıklara ve bazen de kısa molalara ihtiyaç duyulur.

Doğum sonrası depresyonu

Doğum sonrası depresyonu bir tabu olarak görülüp üzerine pek konuşulmaz ama bu rahatsızlık, doğumdan sonraki ilk iki haftada annelerin %80’ini etkiler. Bu %80’lik dilim içerisinde bulunan %15’lik kesim, iki haftanın devamındaki süreçte de depresyon ya da anksiyete gibi psikiyatrik rahatsızlıkları yaşamaya devam ederler.

Bir annenin çok karanlık ya da kötücül duygular yaşayabileceğini kabullenmek için ciddi bir efor sarf etmek gerekir. Buna rağmen, eğer bir anda maruz kaldıkları duygusal dalgalanmaları anlamaya çalışırsak, onların vücutları ve zihinleriyle yakarışlarını da duyabiliriz.

bebeğine sıkı sıkı sarılan anne

Uzmanlar, kandaki şekerin normal seviyesini koruduğu (düşük kan şekeri doğum sonrası depresyonunu ağırlaştırır.) ve sağlıklı bir yaşama yardımcı olduğu için yeterli miktarda omega-3 alınmasını tavsiye ediyorlar.

Bütün bunlar hormonal ve duygusal dengenin sağlanmasına yardımcı olurlar.

Doğum duygusal bir pencere açar

Doğum anından itibaren kadın kendini, başa çıkılması zor bir duygu, davranış ve bilgi fırtınası içinde bulur.

Doğrusu, doğum sonrasında dünya bize olağanüstü derecede zor gelmeye başlayabilir. Bu, bazı konularda derimizin daha ince olmasının sonucudur.

Sonuç olarak her duygu, olabilecek en yüksek şiddette yaşanır. Bu duygu olumlu da olsa olumsuz da, her zaman şiddetli yaşanacaktır.

Kısaca, annelikte doğal ve baki olan tek şey, özellikle doğum sonrası dönemde, duygu karmaşası gibi gözüküyor diyebiliriz. Her şeye rağmen bu bizi korkutmamalı. Çünkü, beklentilerimize olan ilgimizi biraz azaltıp, dikkatimizi algılarımıza yönlendirdiğimizde her şey zamanla normale dönecektir.

Bu nedenle, bir kadın, doğurduğu bebeğin hayatını çok büyük ölçüde değiştireceğini anlamalı ve hem zihnini hem de vücudunu hayatının bu çok önemli evresine hazırlamalıdır.