Hamilelik ve Duygusal Eğitim

08 Ağustos, 2020
Bu yazımızda bebeğinizle özel bir şekilde nasıl bağ kurabileceğinizi ve daha hamileliğin en başından itibaren duygusal zekaya nasıl yatırım yapabileceğinizi inceliyoruz.

Hamilelikten itibaren başlayan duygusal eğitim, son derece sıradışı ve etkin bir yöntemdir. Bu strateji, stres ve endişelerden arınmış çok daha iyi bir kişisel dengeye sahip olmak için oldukça faydalıdır. Bu sayede, annesinin duygusal dünyasına katılan bebeğin de ihtiyaçları karşılanmış olur.

Eğer bu konuyu durup bir anlığına düşünecek olursak çok önemli bir şeyin farkında varırız. Hamilelik süresince doktorumuzdan randevular alır, yiyip içtiklerimize özen gösterir, spor yapar, bebeğimiz gelmeden onun kullanması için gerekli eşyaları edinir ve nasıl bir anne olacağımız konusunda düşünürüz.

Peki bu süreçte duygularımız hakkında ne yaparız? Eğer eşimizle ilişkimiz yolunda gitmezse ya da gelecekte işimizle ilgili kaygılar duymaya başlarsak neler olabilir?

Londra’da bulunan Imperial College’da perinatal (gebeliğin son dönemlerini ve doğumun olduğu zamanı kapsayan dönem) psiko-biyolog Vivette Glover, annenin duygusal dünyası ile rahminde bulunan fetusun büyüme şekli arasında çok özel ve güçlü bir bağ olduğunun altını çizmektedir.

Bebekle aranızdaki yeterli derecedeki duygusal bağlantı, onun sağlıklı gelişimini olumlu yönde etkiler.

Duygusal Eğitim: Duygular Plasentanın Duygusal Bariyerini Geçince

Çoğu kez pek farkında olmayız ancak hamilelik sadece hormonal, duygusal ve fiziksel değişimden ibaret değildir. Bizlere sık sık hamileliğin harika olduğu ve hayatımızın hiç şüphesiz en eşsiz zamanları olduğu fikrini satarlar. Ancak her kadın bu süreci sürekli olarak olumlu bir biçimde anlatıldığı gibi yaşamamaktadır.

Aylar Süren Değişim ve Rahatsızlık

Hamile kaldıktan sonra anne adayının organları yeni hücrelerin üretilmesi için yer değiştirirler. Bu süreçte ortaya çıkan tüm bu özel dokular yavaş yavaş bebeği oluşturmaya başlar. Elbette bu değişimlerin tamamı az ya da çok çeşitli rahatsızlıklara yol açar.

İnsan koryonik gonadotropin (Human Chorionic Gonadotropin – HCG) hormonunun yüksek seviyelere çıkması nedeniyle kusma problemi ortaya çıkar. Bu rahatsızlık çoğu kez hamileliğin 16. haftasına kadar devam edebilir.

Vücudumuza Dikkat Ederiz Ancak Duygularımızı Unuturuz

Perinatal psikoloji uzmanları bizleri şu risk konusunda önemle uyarmaktadırlar: Hamilelik süresince annenin duygusal dünyasına mutlaka iyi bakılması gerekir.

Ultrason kontrolleri, kan testleri ve takip edilmesi gereken diyet programları elbette çok önemlidir. Ancak aynı zamanda anne adayının stres, endişe ya da gizli depresyon gibi problemler yaşayıp yaşamadığı da yakından takip edilmelidir.

Bu konuda hazırlanmış çok ilginç bir çalışma olan Antenatal & Postnatal Depression adlı kitapta, perinatal psiko-biyolog Vivette Glover Londra Imperial College’da yapılan ilginç bir çalışmaya yer verilmektedir. Bu çalışmada 14.000 hamile kadın takip edilmiş ve bunlardan veriler elde edilmiştir.

Karnında bebeğiyle mutlu bir hamile kadın

  • Bu kadınların endişe dereceleri ve olası bir depresyon durumu ile ilişkili belirtiler takip edilmiştir.
  • Doğumdan sonra çocuklar da beş yaşını geçene kadar gözetim altında bulundurulmuştur.
  • Elde edilen bulgulara göre depresyon ya da stres içeren bir hamilelik ile çocuklarda hiperaktivite bulunan ya da bulunmayan dikkat eksikliği durumu arasında doğrudan bir bağlantı olduğu sonucuna varılmıştır.

Plasenta Üzerinden Duygusal Eğitim

Hepimiz plasentanın fetusu her türlü riskten koruyan ve geçilmesi imkansız bir bariyer olduğunu düşünürüz. Bunun da ötesinde pek çok anne yaşadıkları endişelerin, iş yerindeki, aile içindeki ya da eşiyle olan problemlerin ya da belirli bir konuda duydukları kaygıların doğacak bebeklerini etkilemediğini düşünürler.

Bu düşünce doğru değildir. Konuyu daha iyi kavrayabilmek için her ne nedenle olursa olsun her gün tekrarlanan stresli bir durumun yaşandığını düşünelim.

  • Stresli bir durumda hipotalamus CRH adı verilen ve kortizol üreten bir hormon üretir ve bu hormonu salgılar.
  • Eğer stres, hamilelik süresince kronik bir biçimde sürerse, plasentanın doğal bariyeri kandaki bu denli yoğun miktarlardaki kortizolle başa çıkamaz. Sonuçta kortizol plasentayı aşarak fetusa ulaşır. Bu istenmeyen biyokimyasal nedeniyle bebek de “alarm durumuna” geçer.

İşte bu gerçeğin farkına varmamız ve duygusal dünyamızı kontrol altında tutmak için yeni yollar bulmamız, değişiklikler yapmamız ve yeni alışkanlıklar edinmemiz gerekmektedir. Aslında bu tür detaylarla nasıl ilgilenmemiz gerektiğini bebeğimizi taşımaya başladığınız ilk andan itibaren düşünmek önemli bir gereksinimdir.

Bebekle Duygusal Olarak Nasıl Bağ Kurulur?

Hamile ve yoga

Bu konuda faydalı olabilecek pek çok farklı bilgi ve yöntem bulunmaktadır. Ancak her şeyden önce bir konuyu iyice anlamamız gerekir: Bebeğin sağlıklı ve iyi olması için öncelikle bizim sağlıklı ve iyi olmamız gerekir.

Eğer içinde bulunduğunuz durumu sizi sürekli olarak baskılayan ve adeta sıkıca çevreleyen iç içe geçmiş çemberler gibi görüyorsanız, o halde bu durumdan uzaklaşmaya çalışmalısınız. Hamilelik aylarında en değerli çember, kişiliğinizi çevreleyen ve onu etraflıca saran çemberdir.

  • Yoga ve meditasyon yapın. Bu tür aktiviteler şimdi ve burası kavramlarının farkına varmanızı sağlayacaktır. Unutmayın ki, sadece kendimizle doğru ve etkin bir bağ kurabilirsek bebeğimizle de aynı şekilde bir bağ kurmamız mümkündür.
  • Karnınıza nazik bir biçimde masaj yapın. Bunu eşinizin de yapmasını isteyin. Kendi zevkinize uygun koku ve aroması bulunan yağları ve losyonları kullanın. Bunu yapmaktaki amacınız bebeğin sevildiğini ve aynı zamanda annesinin de mutlu ve huzurlu olduğunu bilmesini sağlamaktır.