Dil Öğrenimi Konusunda Teoriler

18 Haziran 2020
"Çocukların kendi kendilerine öğrendikleri ve edindikleri konularda gerçek anlamda başarılı oldukları bir gerçektir. Ne zaman onlara çabuk bir şekilde öğretmeye kalksak, aslında onların kendilerini yeniden keşfetmelerini engellemiş oluruz." -Jean Piaget-

Çocuklarda dil öğrenimi, konuşma öncesi dönemden itibaren başlayan bir süreçtir. Bu dönem, doğumdan yaklaşık 12 aylık olana dek geçen süre olarak görülebilir. Bir yaşını dolduran çocuklar dil öğrenme aşamasına girerler. Bu süreç oldukça karmaşık bir yapıya sahip olan dil gelişim süreci olarak da adlandırılabilir. Bir yandan dil öğrenmeye başlayan çocuklar diğer yandan da bu dili fonksiyonel bir biçimde nasıl kullanıp yöneteceklerini öğrenirler.

Bugüne dek dil gelişimi ile ilgili olan bu süreç farklı açılardan incelenerek açıklanmıştır. Şimdi dil öğrenimi konusunda ortaya konmuş olan en bilinen teorileri kısaca gözden geçireceğiz.

Dil Öğrenimi Teorileri

Skinner Edimsel Koşullanma ya da Edimsel Davranış Teorisi

Skinner’a göre dil gelişimi tamamen dış uyarıcılara bağlı olan bir süreçtir. Bu bilim insanına göre dil öğrenimi edimsel koşullanma mekanizması kanalıyla gerçekleşmektedir.

Çocuklar başlangıçta yetişkinlerin konuştukları dillerden duydukları sesleri taklit ederler. Daha sonra belirli bir takım sözcükleri bazı durumlarla, nesnelerle ya da eylemlerle ilişkilendirmeye başlarlar.

Kelime dağarcığının artması ve gramer kuralları da edimsel koşullanma yoluyla şu şekilde gerçekleşir: Çocukla etkileşim halinde olan yetişkin, eğer çocuk dili doğru bir biçimde kullanırsa ya da konuşurken yeni bir kelime kullanırsa onu güzel sözlerle ödüllendirir.

Buna karşın eğer çocuk cümleleri yanlış ya da eksik bir biçimde kurarsa, hatalı telaffuz ederse ya da kötü kelimeler kullanırsa yetişkin bu yanlış durumları onaylamaz ve olumsuz geri bildirimde bulunur.

Bebeğiyle oynayan anne

Dil oldukça karmaşık bir kavramdır. Bu nedenle, Davranış Teorisi bu süreci açıklama konusunda yetersiz kalmaktadır. Bu teori, dil gelişimin hiçbir aşamasını tam olarak açıklayamaz. Yani bu teoriye göre dil, sadece özetsel bir konudur.

Edimsel davranış teorisi ayrıca neden tüm çocukların birbirine benzer dil gelişim süreçleri gösterdiklerini de açıklığa kavuşturmaz. Bu yaklaşımın olumlu yanı ise son dönemde yapılan çalışmalarda çocukla nelerin konuşulduğu ve bu konuşmaların nasıl yapıldığının dikkate alınmasıdır.

Noam Chomsky ve Psiko-Linguistik Dil Gelişim Kuramı: Doğuştan Gelme Yaklaşımı

Chomsky’ye göre dil doğuştan gelen özellikler tarafından sağlanmaktadır. Buna göre “dil edinim aygıtı” adı verilen bir faktör bulunmaktadır. Bu faktör bireyin biyolojik ve genetik yapılarında yer alan ve dil gelişimini belirleyen doğuştan gelen bir özelliktir.

Bu aygıt sayesinde bir çocuk son derece düzgün cümleler kurabilir ve gramer kurallarının nasıl uygulanmasını gerektiğini anlayabilir.

Natüralist yaklaşıma göre dil ile düşünce arasında herhangi bir ilişki bulunmaz. Yani bu iki süreç birbirinden bağımsızdır. Bu nedenle, günümüzde yapılan çalışmalar Chomsky teorisi ile aynı fikirde değildir. Ancak yine de insanın dil öğrenme konusunda doğuştan gelen bir eğilimi olduğu konusunda genel bir fikir birliği olduğunun altını çizmek gerekir.

Bruner Teorisi: Pragmatik Yaklaşım

Bruner’in ortaya koyduğu teori, yapısalcılık ve sosyal etkileşimi de dikkate alan üçüncü bir yol bulmaya çalışmaktadır. Bu bağlamda, imkansız ile mucizevi (Skinner’ın taklit prensibi ile Chomsky’nin doğuştan gelme yaklaşımı) arasındaki boşluğu doldurma amacı güder.

Bruner yaptığı çalışmalarda sosyal etkileşim kavramı üzerinde yoğunlaşmıştır. Öğrenmenin gerçekleşmesi için yeterli etkileşim sistemlerinin bulunması gerektiğini savunmuştur. Bu ihtiyacı iskele kurma olarak adlandırmıştır.

Bruner, “dil edinimi için destek sistemleri” adını verdiği bir kavram geliştirmiş ve bu sistem içinde bebek konuşması ya da çocukların kullandıkları dili açıklamıştır. Bu dil, yetişkinlerin çocuklarla konuşmak için kullandıkları dildir. Bu konuşma şekli sayesinde çocuklar, dilin kurallarını öğrenmeyi ve yapısını çözmeyi daha kolay bir biçimde gerçekleştirmektedirler. Bruner, çocuğun özellikle annesiyle etkileşim kurarak konuşmayı öğreneceğini ileri sürmektedir.

Bebek konuşması, yavaş, kısa, tekrar eden ve basit cümle yapılarından oluşmaktadır. Bu konuşma biçimi büyük oranda somut kavramlar (burada ve şimdi) üzerine yoğunlaşır. Yapılan araştırmalar, dört yaşındaki bir çocuğun bile bebeklerle konuşurken bu dili kullandığını göstermektedir.

Dil Öğrenimi Konusunda Bir Diğer Teori: Piaget Teorisi

Piaget’ye göre dil ve düşünce birbiri ile yakından ilişkili iki süreçtir. Bilişsel süreçler ve yapılar dilin ortaya çıkmasından önce başlar. Bilişsel süreçlerin doğru bir biçimde gelişmesi aynı zamanda dilin de doğru bir biçimde ortaya çıkarak gelişimi için gereklidir. Ancak bu aşamaya ulaşıldığında bu kez dil, düşüncenin daha ileri seviyelerde gelişimi için gerekli bir araç haline dönüşür.

Dilini çıkaran çocuk

Vygotsky Kuramı: Sosyokültürel Yaklaşım

Vygotsky’ye göre dil ve düşünce, iki yaşına kadar birbirinden bağımsız bir biçimde gelişen iki ayrı süreçtir. Sonunda çocuk “benmerkezci bir dil” geliştirmeye başlar. Yani bir sorunu çözmek ve stresli bir durum karşısında rahatlamak için kendi kendine konuşur. Böylelikle dil, davranışları düzenleyen bir araç haline gelir.

Dört yaşından itibaren çocuk artık hem dil hem de düşüncelerin birleşimini tecrübe etmeye başlar. Dışa dönük bir benmerkezci konuşma türünden daha çok içe dönük bir konuşma biçimine yönlenir.

Bu andan itibaren dili mantık çerçevesinde kullanarak düşüncelerini sözlü bir biçimde ifade etmeye başlar. Bu aşamada dil ve düşüncelerin birleşmesi söz konusudur. Yani Vygotsky’ye göre başlangıçta sosyal bir olgu olan dil sonunda bireysel içruhsal bir olguya dönüşür.

Dil Öğrenimi Teorileri Hakkında Düşünülmesi Gerekenler

Farklı teorilerin en çok bilinen ve kabul edilen yönleri incelendiğinde, çocukların dil öğrenimi konusunda doğuştan gelen bir eğilimleri ve kapasiteleri olduğunu söyleyebiliriz. Buna ek olarak, dil gelişiminin sağlıklı bir biçimde gerçekleşmesi için çocuğa elverişli bir ortam sunmak gereklidir. Bu sayede çocuk hem dil hem de düşünce açısından aktif bir gelişim içine girebilecektir.